Sapkali A



Untitled

vücudumda bir milyon ben var






Theme by spaceperson Powered by Tumblr

klammer

Bir tek seni sevdiğim doğruydu… Ve bu doğru yüzünden hayatım yalana battı. 

-

Ben sevgine sahip olabilmek için ön odada dünyanın en romanesk devrimini yapmayı, insanların duygu ve düşünce hayatlarını altüst edecek kitaplar yazmayı düşlerken sen arka odada tek başına güvercinlerle, kedilerle, bahçede yakılan ateşlerin duvarlardaki yansımalarıyla konuşurdun. 

Sen birine sarıldığında zaman dururdu. 

Dünya benim gergin, telaşlı, hep geçkalmışlığımı yüzüme vuran aynamdı. 

Çünkü çoktan anlamam gerekiyor, kendime hesap vermemek için tarihe iz bırakmak istediğimi. 

Ben nereye gitsem, sana doğru bakardım. 

Senin benden ayrı bir varlık oluşun, hayatı tanımaktan, bizim gibilerin hep kaybedecek oluşundan daha ağır geliyordu bana. 

02:22 am, by sapkalia2 notes

Esasen kitle güdülerini düzenlemek, yönlendirmek ve tatmin etmek üzere tasarlanmış bu toplumda insanın birey olarak sahip olduğu sessiz bölgelere sunulacak ne var? Din? Sanat? Doğa? Hayır, ibadethane, dini standart bir halk gösterisine dönüştürmüştür, müze de aynısını sanat için yapmıştır. Grand Canyon ile Niagara Şelaleleri’ne o kadar çok bakılmıştır ki, bu yerler bitkin düşmüş çok fazla sayıda aptal göz tarafından emilerek içleri boşaltılmıştır. İnsanın birey olarak sahp olduğu sessiz bölgelere sunulacak ne var? Geceyarısı kağıt tabakta soğuk tavuk kemiğine ne dersiniz, emriniz doğrultusunda uzayan ya da kısalan alev rengi ruja ne dersiniz, hiç tanımadığınız bir “kuş” tarafından terk edilmiş suni köpükten bir kuş yuvasına ne dersiniz, sağanak yağmurda arabayla evinize giderken birbirini boş yere izleyen bir çift sileceğe ne dersiniz, sinemada koltuğun altından ayakkabınıza değen bir şeye ne dersiniz, körelmiş kurşunkalemlere, şirin çatallara, tombul küçük radyolara, kutular dolusu kravata ve küvet başında duran banyo köpüklerine ne dersiniz? Evet otistik görüş ile deneysel dünya arasındaki bağı kuran, bu şeylerdir, bu uçurtma ipleridir, zeytinyağı şişeleridir ve meyveli şeker ezmeleriyle dolu Sevgililer Günü kalpleridir. 

02:11 am, by sapkalia1 note

Hakikat tınısı seslerin en güzelidir; gerçi kimi kadınlar yatakta kesinlikle onunla boy ölçüşecek gürültüler çıkarır.
Tom Robbins

02:07 am, by sapkalia1 note

İnsan kendi kurallarını da bozamadıktan sonra kimin kurallarını bozabilirdi?
Tom Robbins

02:07 am, by sapkalia3 notes

Bir pastanın üstünde yirmi mum. Bir pakette yirmi Camel. Geride bıraktığımız yirmi yüzyıl. Peki ya sonra?
Bir pastanın üstünde yirmi mum. Bir pakette yirmi Camel. Federal kodeste yirmi ay. Genç bir kızın boğazından aşağı yuvarlanan yirmi kadeh tekila. Hazreti İsa’nın son kez kıç üstü oturuşundan bu yana yirmi yüzyıl geçmiş ve onca zaman sonra bizler tutkunun çekip gittiğinde nereye gittiğini hala bilmiyoruz.
Tom Robbins

02:05 am, by sapkalia3 notes

eyvah düşüyorum çok komik. şu an başvuru yapıyorum. haftaya beni izlersiniz artık şkjhşfhj

01:40 am, by sapkalia4 notes



oğoğoğooo beybi beybiiiğğğ itz vaayld vörrllddd evlen benlen

oğoğoğooo beybi beybiiiğğğ itz vaayld vörrllddd evlen benlen

(Source: theo-gosselin)

07:24 pm, reblogged from Cherry by sapkalia4,561 notes

O şarkıyı kimse sevmez. Bir tek ben severim. Sait Faik’e de selam olsun. Bir ben. 

07:22 pm, by sapkalia1 note

bodrum bodrum

ben:diktiğim fidanları koparmışlar
diğdem:kim koparmış lan
ben:hatıralarımın üstüne oteller yapmışlar
diğdem:oha amcıklar
07:14 pm, by sapkalia7 notes

söylenememiş bir takım sözler #2

bir-bir buçuk sene kadar evvel tumblrda “karı karı karı” diye dolanan, yüzünden yavşaklık akan adamın teki duygusallı kitap yazıyor -hayır onu da garanti manita kaldırma ayağına yazmıştır ya niyseh- elalem nasıl köbeleneceğini şaşırıyor sen onun götünü yalasan ne değişecek yalamasan ne değişecek arkadaş ya… 

06:49 pm, by sapkalia5 notes